|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
SAFRANBOLU
DEĞİRMENCİ KONAKTAN SKİDRAYA AÇILAN KAPI
Mübadele yıllarında Safranbolu’dan kalkıp Skidra şehrine yerleşen Testempasis Ailesi (Değirmenciler ) Kıranköy’deki evlerinin bu günkü sahipleri tarafından satın alınması ve Konağın tarihçesinin araştırılması sonucu Safranbolu ve yeni dostlarla tanıştılar. Selaniğe 80 Km uzaklıktaki Skidra kentine yapmış olduğumuz 1. ardından 2. ziyaret her iki kent sakinleri arasında sıcak ilişkilerin doğmasına sebep oldu. 4. Mayıs.2007 tarihinde yapılan ikinci ziyaret ile 3 Haziran 2007 tarihli Yazıköy Keşkek ve Kültür Şenliği davetiyesi ‘de verilmiş oldu. Gün geldi çattı, Testempasis Ailesinden 3 birey Türkiye’de Sirkeci Garındaydılar. Evin büyük oğlu Yannis (Giannis) tarım işletmecisiydi ve Kirazların toplanıp export edilmesi gerektiği için gelememişti. Değirmencilerin Mübadele döneminde Anadolu’muzdan giden kızı Teodora’nın kızı anne Fanni ve Fanni’nin küçük kızı Teodora ve damatları Stamatis Kazakae Sirkeci Garı’ndan alınıp Yıldız Şale’de ağırlandıktan sonra Safranbolu’ya baba ocağına getirildiler. Değirmenciler Evi’nin konaklama fonksiyonu da olacak şekilde Fotoğraf müzesi olarak düşünülmüş ama binanın müştemilatı henüz tamamlanamamıştı. Konakta misafirlerin ağırlanabilmeleri ve her türlü günlük gereksinimlere yanıt verebilmesi için geçici çözümlerle işlerlik kazandırıldı. 31 Mayıs 2007’de konuklar Safranbolu Kıranköy Cambaz Sokak’taki baba evlerinde kabul edilerek ağırlandılar. Duygu yüklüydüler daha önce gelmemiş oldukları bir ülkedeydiler ve konuktular, zaman zaman gözlerden yaşlar aktı. Anne Fani konuşuyordu. Duruyor, duraklıyor, soluklanıyor ve anne ve babasından duyduklarını ve hafızasında kalan anılarını anlatıyordu. Her şey büyüklerinin anlattığı gibiydi sanki, üzerinden yüzyıl geçmemiş gibi yerli yerinde duruyordu! 150 Yıllık Değirmenci Konağı sanki bugün yapılmıştı. Geçen yıl Skidra’da kasabalılara yapılan dia gösterisinde de gözler yaşarmış, 94’lük Hristo üzerine basa basa hepimiz kardeşiz biz orada bıraktığımız her şeyi Safranbolu’lara analarının ak sütü gibi helal ettik dememiş miydi !
Fanni’nin büyükleri de ona farklı bir şey söylememişti, zaman zaman heyecandan duraksıyordu.. Büyük Anne Fanni çok düzgün ve Safranbolu şivesi ile Türkçe konuşuyordu. Saat 23’00 sularına doğru dinlenebilmeleri için eski Baba evlerinde kendilerine ayrılmış odalarına yerleştirildiler. 3 günlük süre zarfında Safranbolu’nun tarihi ve turistik bütün yerleri tarafımdan gezdirilmeye çalışıldı. Seksenine merdiven dayayan Fanni , Mencilis Mağarası, İnce Köprü Su Kemeri , Dibanoz, Tabakhane, Hükümet Konağı, Yörük Köyü, Kocanoz, Ulus gibi yerleri ilerlemiş yaşına rağmen hiç zorlanmadan gezdi. Perşembe akşamı gelen konuklarımız için yapılan gezi programı sabah kahvaltısında netleştirildi. Skidra’daki sohbetlerde yöre isimlerinin değiştirilmiş olduğu ve gelen konukları ile aynı yerleri ve dinledikleri anıların yerlerini örtüştüremediklerini gündeme getirdiler. Testempasis ailesinin büyük evladı Yannis Safranbolu’da 2 göz değirmen ,bir hızar ve bir kahvelerinin olduğunu atalarından duyduğunu ama gelmiş oldukları Altın Safran film Festivali sırasında bu yeri öğrenemediklerini anlatmaya çalıştı. Bu arada bu ismi bulmak ,hatırlamak ta aile açısından zor oldu,kolaylaştırmak için bilebildiğimiz değiştirilmiş köy isimlerini saymaya çalıştık. İsmi bulmuştuk. Kocanoz (Gocanoz)’du Ulus’a bağlı Zafer Köyüy dü.. Bu yöremizde bir dönemler canlı bir tarım ve ticaret yaşanmıştı. Değirmen ve Hızar’ın varlığından haberimiz vardı. Cuma Bu yöreye gitmeyi kararlaştırdık. 13.00 sularında Kıranköy gezimizi sonlayıp (Kocanoz) Zafer Köyüne hareket ettik. Danaköy’den yürüme 45-60 dakika yürüme sürecek bir yol burası ama araba ile hareket ettik. Ahmet Usta zirvesini geçtikten sonra Ovacuma Beldesi Belediye Tesislerindeydik. Dostumuz Abdullah’a yolda olduğumuzu ziyarette bulunacağımızı bildirdiğimizde tesiste buluşmayı önerdi. Tesiste Abdullah Deniz ve arkadaşları oturmuş bizi bekliyorlardı. Kısa bir çay molasından sonra Abdullah Deniz’in Tiyatro izleme önerisini geri çevirmek zorunda olduğumuzu belirttik, akşam evde çaya bekleriz önerisini değerlemeye aldığımızı söyleyerek ayrıldık. Yol boyunca Kavlağan Ağaçlarının altından geçerek ilerledik ve Abdipaşa’dan sola dönerek Zafer tarafına yöneldik. Zafer’de girişte Değirmen bize hoş geldiniz diyordu. Şenol ve Avcı ailesini aradık. değirmeni gezebilmek için Avcı Ailesini bulduk. Fanni Ana’ya kızı Teodora >ve damat Sitematis’e yemekten sonra Değirmeni gezebileceğimizi ilettik. Değirmenin bu günkü sahibi Avcı Ailesi eşinin evde olmadığını , bizde balık yemek ve Değirmeni görmek için geldiğimizi söylediğimizde yemekten sonra yememiz için Bartın Çileği ve Kirazı hazırladı. Zafer’de Balik Çiftliğindeyiz. Balık Çiftliğinde Alabalık ziyafeti çektik kendimize. Tabi ki ardından hormonsuz , ilaçsız ve olgunlaşmış kokulu Bartın Çileği ve Kirazlarından ikinci ziyafetimizi çektik. Fanni Ana kızı ve damadı Değirmeni ,Hızarı ve Kahveyi merak ediyordu. Eskinin en büyük yatırımlarındandı bunlar .Avcı Ailesi büyüğü geldiğimizi görünce hoş geldinizden sonra Değirmeni açtı. Fanni ile ikisini baş başa bıraktık, lafa söze karışmıyorduk. İki akran gayet güzel birbirleriyle anlaşıyordu. Fanni annesinden buraları duyduğunu görmek istediğini, Yazıköy Keşkek ve Kültür Şenliği ve Ailesinin bir zamanlar sahip olduğu Değirmenciler Evi’nin IŞIK ailesi tarafından alınıp restore edilmesi ve davet üzerine geldiklerini anlattı. Biz kenarda eşimle dinliyorduk. Fani Kızı Teodora ve Damadı Stamatis’e kısa bir açıklamada bulundu. Avcı Ailesinin çalıştırdığı değirmen gezildi , sonra Şenol Ailesinin çalıştırdığı değirmen Fanni’nin görmek istediğini söylemesi üzerine açıldı ve gezdirildi, sıra Hızara ve Kahveye gelmişti. Hızar az önce önünden geçtiğimiz ve tahmin ettiğimiz Tekstil İşletmesine dönmüştü. Kahve bulunamadı veya yeri yola veya başka bir işletmeye gitmişti. Fanni Baba Avcı’ya “Allah senden razı olsun kırmadın bize buraları gösterdin “ diye teşekkür etti. Vedalaşarak tekrar yola düştük. Ovacuma’da Abdullah Deniz’in evinin önüne geldiğimizde arabadan inip eve yöneldiğimizde evin hanımı Tiyatro gösterisini izlemiş “ yetiştim Selim “ diye ünleniyordu. Eve girdiğimizde Abdullah’ta bize katıldı. Evin Hanımı hemen çaylar kekler pastalarla 18.00 çayımızı hazır etti. Hoş beşten sonra Abdullah’ın geleceğimizi söylediğini ve teyzenin konuştuğunu ama gençlerin mi ? misafir olduğunu sordu. Fanni’nin de konuğumuz olduğunu söyleyince şaşırma sırası evin hanımına gelmişti. Kendisinin anlaşabildiği bir konuğu olması evin hanımını rahatlaşmıştı. Teodora anlıyor ama konuşamıyordu. Ara sıra ona doğru dönülerek sorulan sorulara Ya bazen de ne diye yanıtlar veriyordu. Ne ile verdiği yanıtlara anne Fanni devreye girip açıklamada bulunuyordu. Nerden gelip gittiğimizi sorduğunda Fani Kocanoz’dan geldiğimizi söylediğinde Evin Hanımı Bizim KOCANOZ’mu dediğinde evet sizin Kocanoz diye cevap vermesi gülüşmeye sebeb oldu.
Buradan da ayrılma sırası gelmişti. Hava kararmadan İnce Kaya Su Kemerini göstermek istiyorduk. Bir hidrolik harikası olan su kemeri , konuklarımızda heyecan yarattı. Karşı tarafta çayırlık kısımdaki taşla yazılan yazıların ne anlama geldiğini sorduklarında insanların burada sevdiklerinin isimlerini yazdıklarını söyledik. Şaka yollu olarak günahı çok olanların köprüden geçerken köprünün sallandığını söylememiz onları biraz ürpertti ise de yarı yola kadar ilerlediler. Artık Fanni’nin ismini yazmak bana düşmüştü. Kocaman bir Fanni yazmaya çalıştım. Hava kararmaya başlamıştı. Bizdeyiz. Kahve içen bu insanlara çay içmeyi öğrettik. Hep çay çay ama çayı güzel yapıyorsunuz demeyi de unutmuyorlardı.
Akşamın ilerleyen saatlerinde tekrar Değirmenciler Konağındayız. İki adet uzun saçlı fotoğraf sanatçısı fotoğraf çekip duruyorlardı. Resepsiyona Safranbolu Fotoğrafı konmuştu. Sadık Üçok imzası vardı. Burada da çay molası verildiğinde Sadık diye seslenildiğinde yanıt geldi. Baktık ,sorduk fotoğrafı göstererek o Sadık bu sadık mı diye . kibar bir ifade ile evet yanıtını aldık. Aynı evde Fanni Ana ile kalıyorlardı. Çaydan sonra iki fotoğraf sanatçısı Fanni Anaya yönelerek bir sürü çekim yaptılar. Bütün diğer hanımların Teodora , Servet hanımın Fanni yanında pabuçları dama atılmıştı.
Sayılı gün ne de çabuk geçmişti! , ayrılık saati gelip çattığında gözlerden oluk gibi yaşlar boşandı, mübadillerden olmayan Stematis’in bile hüngür hüngür ağlamasına ne demeli! Konakta misafir edilen diğer konuklarla bile tekrar buluşmak üzere sözleşildi. Ertesi gün Sirkeci garında Selaniğe giden Dostluk Treninde de aynı sahneler yaşandı. Geçmişe ve yaşananlara duyulan karşılıklı saygı ve koşutsuz sevgi, önyargıların kırılmasına neden olacak gibi gözüküyor değil mi?!
Sağlıcakla kalın sevgiyle dolun. Selim GÜLTAY |